Pazar koşusunda aklıma gelenler...
Yıllar önce antrenmandayım; eski bir sporcu tekrar ringlere dönmek istiyor ama çok fazla eksiği ve kusuru var. Tecrübeli antrenörüne sürekli "Şuyum eksik, şurayı geliştirmem lazım," vesaire diyordu. Maça çıkmasına üç ay var; çocukluğundan beri yanlış öğrendiklerini ve yıllar içinde oluşan kas hafızasını, üç ay boyunca 7/24 antrenman yapsan da değiştiremezsin.
Bizim antrenör dayanamadı: "Bak aslanım; yanlışın var, eksiğin var fakat bu kafayla kazanamazsın. Senin yanlışlarını öyle bir güçlendireceğiz ki o kafaya kalkmayan tekmen rakibin kaburgasına oturacak. Seni daha doğru bir sporcu yapmayacağız; seni, yanlışları daha güçlü olan bir sporcu yapacağız."
Bu bakış; yanlışa ve hataya en oldschool ve bilgece bakışlardan birisi. İşin mutfağında olmayan, bu sporu yüzeysel bilen ve ringe çıkmamış birisi, yanlışı olan sporcuya bakıp "Bu ne yahu?" der ve güler. Fakat bilgeler olaya farklı bakar. Hataları kucaklamak ve kusursuza yakın bir hataysa belki de öyle kabul etmek lazım, bazı hatalar kurcalandıkça düzelmiyor.
Hatasızlık neydi, mükemmel neydi?
Ben işin mutfağında olmaktan keyif duyan ve yıllardır dijital ürünler geliştiren birisiyim. Mükemmele yakın şeyler, hatasıza yakın sonuçlar elde edildiğini biliyorum fakat şimdiye kadar %100 mükemmel ve hatasız bir sistem ile karşılaşmadım; her sistem kusuru ile gelir...
- %100 kusursuz ürün yoktur; sürekli iyileştirilen ve geliştirilen sistemler vardır.
- Hata ve tutarsızlık; matematiğin, bilimin ve mühendisliğin parçasıdır.
- Nazarımda mükemmel denilen şey hatasızlık değil, ilerlemenin kendisidir.
Marangozlar, müzisyenler, sporcular; teknoloji geliştiren, bilim üreten, yani bir şeyler inşa eden insanlar için hata; utanç değil, öğrenme ve gelişme fırsatıdır.
... Diye düşündüm kan ter içinde kalmışken.